ABD madde 230 Bilişim Hukuku Sorumluluk

GİRİŞ

İnternetin kitlesel bir iletişim ortamına dönüşmesiyle birlikte kullanıcıların ürettiği hukuka aykırı içerikler karşısında sosyal ağ sağlayıcılarının sorumluluğu, bilişim hukukunun en tartışmalı meselelerinden biri haline gelmiştir. Kullanıcının ürettiği hukuka aykırı paylaşım üzerinde sosyal ağ sağlayıcısının hukuken sorumluluğu nedir? Bu soruya verilen cevaplar ülkelerin, ifade özgürlüğüne; kamu düzenine ve teknolojik gelişime atfettikleri önceliğe göre değişmekte ve kanaatimizce günümüzde birbirinden belirgin biçimde ayrışan üç model ortaya çıkarmaktadır: Platformlara geniş bir dokunulmazlık alanı tanıyan Amerikan modeli, platformların ölçeğine göre kademeli yükümlülükler öngören Avrupa Birliği modeli ve devlet denetimini esas alan Türk modeli. Yazımızda sırasıyla bu modelleri inceleyeceğiz. İlk sırada;

İnterneti Var Eden Yirmi Altı Kelime: Madde 230 ve ABD Modeli

1996 tarihli İletişim Ahlakı (Communications Decency Act) kanunu kapsamında düzenlenen; teknoloji şirketlerini üçüncü kişilerce üretilen içeriklerden doğan hukuki sorumluluktan istisna tutan Madde 230, ABD kamuoyunda son günlerde sıkça tartışma konusu olmaktadır.

Madde 230, ABD Kongresi tarafından, henüz gelişiminin başlangıcındaki internet sektörünü olası tazminat davalarından korumak amacıyla yürürlüğe koyulmuştur.

Bu hüküm ile platformlar geleneksel bir gazete gibi “yayıncı” olarak değil, tarafsız bir “dağıtıcı” olarak değerlendirilmiş ve hukuki sorumlulukları da bu esas ile konumlandırılmıştır.

Doktrinde “interneti var eden yirmi altı kelime” olarak anılan Madde 230’un c fıkrasının 1. bendi etkileşimli bilgisayar hizmeti sunan hiçbir sağlayıcının, başka bir içerik sağlayıcısınca üretilen bilginin yayıncısı sayılamayacağını hükme bağlar. Bu düzenleme platformlara, kullanıcılarının olası hukuka aykırı paylaşımlarına karşı koruma sağlar.

Madde 230’un pratikteki kapsamı büyük ölçüde içtihatla şekillenmiştir. 1997 tarihli Zeran v. America Online kararında Mahkeme, platforma bildirim yapılmış olsa dahi “dağıtıcı sorumluluğu” yüklenemeyeceğine hükmederek dokunulmazlığı bildirim sonrası pasiflik hâllerini de kapsayacak biçimde geniş yorumlamıştır. Bu yorum ile platformların, kullanıcıları tarafından yüklenen hukuka aykırı içerikleri bilseler dahi sorumlu olmayacakları yönünde içtihat gelişmiştir.

Son yıllarda bu dokunulmazlığın sınırları yasama yoluyla daraltılmaktadır. 2018 tarihli FOSTA-SESTA yasası ile platformların hukuki ve cezai sorumlulukları artırılmıştır. Yasaya göre cinsel istismar ve insan ticaretinin kolaylaştırılmasına yönelik içeriklerde Madde 230 korumasını kaldırılmıştır. Düzenleme ile mağdur haklarını güçlendirilmesi hedeflenmiştir. ABD kamuoyunda bu yasa teknoloji şirketlerinin dava edilme korkusuyla yasal içerikleri de silmesine yol açtığı ve sansür yaratarak ifade özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Dolayısıyla Amerikan modeli, ifade özgürlüğüne dayanarak platformların hukuki ve cezai muafiyetini mutlak kabul etse de yeni yasalar ve mahkeme kararlarıyla bu dokunulmazlık giderek zayıflamaktadır.

AB Modeli: Dijital Hizmetler Yasası (DSA)

Avrupa Birliği’nin 2022 yılında kabul ettiği ve 25 Ağustos 2023 tarihi itibariyle uygulanmaya başlayan Dijital Hizmetler Yasası (Digital Services Act, DSA) ne ABD tipi kapsamlı bir dokunulmazlık ne de doğrudan idari müdahale öngörür. Bunlar yerine platformların büyüklüğüne ve kullanıcı tipinin risk düzeyine göre kademelenen bir “düzenlenmiş sorumluluk” rejimi kurar.

Tüm sosyal ağ sağlayıcılarının bildirim – eylem mekanizması kurmakla yükümlü kılınmıştır. Ayrıca AB’de 45 milyonu aşkın aylık kullanıcıya ulaşan “çok büyük çevrimiçi platformlar” (VLOP) için ayrıca yıllık bağımsız risk değerlendirmesi gibi yükümlülükleri öngörülmüş ihlal halinde küresel yıllık cironun %6’sına kadar idari para cezaları öngörülmüştür. Bu haliyle DSA dava muafiyetini reddederken içerik kaldırma yetkisini devlete devretmek yerine platformları kendi risklerini yönetmekle sorumlu tutan bir denetim anlayışı benimser.

Türkiye Modeli: 5651 Sayılı Kanun ve Devlet Denetimi

Türkiye’de dijital alanın hukuki çerçevesi, kamu düzeni ve devletin denetim yetkisi esas alınarak biçimlendirilmiştir. Bu yaklaşımın dayanağı, 2007 tarihli 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”dur.

Sorumluluk mekanizması birbirinden keskin şekilde ayrılan tanımlarla düzenlenmiştir. Kanunun 2. maddesi üç ayrı aktör tanımlar: İçeriği bizzat üreten içerik sağlayıcı, başkalarına ait içerikleri barındıran yer sağlayıcı ve kullanıcıları internete bağlayan erişim sağlayıcı. Ayrım pratikte belirleyicidir: İçerik sağlayıcı ürettiği içerikten doğrudan sorumluyken, yer ve erişim sağlayıcılar kural olarak yalnızca kendilerine yapılan bildirim sonrasında harekete geçmemeleri hâlinde sorumlu tutulurlar.

Sorumluluk iki mekanizma üzerinden yürür:

İlki uyar-kaldır usulüdür: Yer sağlayıcılar içerikleri genel olarak denetlemekle yükümlü değildir ancak BTK tarafından hukuka aykırılık bildirimi yapıldığında veya Mahkeme kararı tebliğ edildiğinde içeriği kaldırmak zorundadır.

İkincisi, 8. maddedeki katalog suçlar esasına dayanan erişim engelleme sistemidir: İntihara yönlendirme ve çocukların cinsel istismarı gibi belirli suç tipleri bakımından BTK veya sulh ceza hâkimlikleri engelleme kararı verebilmekte ve platformlar bu kararı dört saat içinde uygulamak zorundadır.

Yargısal Denetim
Kanunun uygulanma biçimi hem AİHM hem de Anayasa Mahkemesi tarafından defalarca denetlenmiştir. AİHM, Ahmet Yıldırım v. Türkiye (2012) kararında bir erişim engelinin ilgisiz sayfaları da kapsayacak şekilde genişletilmesini öngörülebilirlik ve orantılılık ilkelerine aykırı bularak Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiş; Cengiz ve Diğerleri v. Türkiye (2015) kararında ise on videodan ötürü YouTube’un tamamına erişimin engellenmesinin “kanunilik” şartını dahi karşılamadığına karar vermiştir. İç hukukta Anayasa Mahkemesi, Wikimedia Foundation başvurusunda (2019) iki URL nedeniyle Wikipedia’nın tamamına yönelik yaklaşık üç yıl süren engelin ölçüsüz olduğunu tespit etmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 11.10.2023 tarihli, E. 2020/76, K. 2023/172 sayılı kararıdır. Mahkeme, kişilik haklarının ihlali iddiasıyla sulh ceza hâkimliklerinden doğrudan erişim engeli veya içerik çıkarma kararı alınmasına imkân tanıyan 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesini tümüyle iptal etmiştir; gerekçe olarak kapsam ve sınırların belirsizliği, itirazın etkisiz kalması ve ölçülülük ilkesine aykırılık gösterilmiştir. Karar 10 Ocak 2024’te Resmî Gazete’de yayımlanmış, 10 Ekim 2024 itibarıyla yürürlüğe girmiştir. Fakat günümüz itibariyle (24.08.2026) halen erişim engeli kararları sulh ceza hakimlikleri tarafından verilmeye devam etmektedir.

Türkiye’de El Değiştiren Erişim Engeli 

31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kanunla birlikte erişim engeli yetkileri Siber Güvenlik Başkanlığına (SGB) devredilmiş, SGB ise yalnızca 7 Ağustos 2026 tarihinde tek bir günde 1.048 alan adını erişime engellemiştir.

Uygulamanın fiili ölçeği bağımsız istatistiklerle somutlaşmaktadır. İfade Özgürlüğü Derneği’nin EngelliWeb 2023 Raporu’na göre yalnızca 2023 yılında 240.857 yeni alan adına erişim engellenmiş. 2006’dan 2025 yılı sonuna kadar engellenen toplam alan adı sayısı 1.505.484’e ulaşmış; aynı yıl verilen kararların büyük çoğunluğunu (202.639 karar) doğrudan BTK vermiştir. Bu rakamlar kararların sistematik bir pratikle verildiğini göstermektedir.

Sonuç

ABD’nin Madde 230 yaklaşımı, teknoloji şirketlerinin küresel büyümesine imkân tanımış ancak günümüzde yüksek yargı kararları ve yasama faaliyetleri ile süregelen bir yeniden tanımlanma sürecine girmiştir. T

ürkiye’de 5651 sayılı Kanun siber suçlarla hızlı mücadele imkânı sunmakla birlikte ifade özgürlüğünü ölçüsüz biçimde sınırlandırdığı yönünde eleştirilere konu olmuştur.

AB’de Dijital Hizmetler Yasası ise sorumluluğu ne tümüyle ortadan kaldıran ne de devlete devreden bir üçüncü yol sunmakta ancak uygulama pratiği henüz olunlaşmaktadır.

Üç model de dönüşüm halindedir ve dönüşümün platformlara daha çok hukuki ve cezai sorumluluk yükleyen kullanıcı güvenliğini gözeten bir çerçeveye doğru evrilmesi beklenmektedir.

KAYNAKÇA

  1. Communications Decency Act of 1996, 47 U.S.C. § 230.
  2. Kosseff, J. (2019). The Twenty-Six Words That Created the Internet. Cornell University Press.
  3. Zeran v. America Online, Inc., 129 F.3d 327 (4th Cir. 1997).
  4. Gonzalez v. Google LLC, 598 U.S. 617 (2023).
  5. Moody v. NetChoice, LLC, 603 U.S. 707 (2024).
  6. Allow States and Victims to Fight Online Sex Trafficking Act (FOSTA-SESTA), Pub. L. No. 115-164, 132 Stat. 1253 (2018).
  7. İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun, Kanun No. 5651 (2007), R.G. S. 26530.
  8. Ahmet Yıldırım v. Turkey, App. No. 3111/10, AİHM, 18 Aralık 2012.
  9. Cengiz and Others v. Turkey, App. Nos. 48226/10 ve 14027/11, AİHM, 1 Aralık 2015.
  10. Anayasa Mahkemesi, Wikimedia Foundation Inc. ve Diğerleri Başvurusu, B. No: 2017/22355, 26.12.2019.
  11. Anayasa Mahkemesi, E. 2020/76, K. 2023/172, 11.10.2023 (R.G. 10.01.2024, S. 32425).
  12. İfade Özgürlüğü Derneği. (2024). EngelliWeb 2023.

Av. İsmail ÖZDEMİR

Avukat İsmail ÖZDEMİR Ankara Barosuna kayıtlı 47280 sicil numarasıyla Ankara'da avukatlık faaliyeti göstermektedir.

https://ismailozdemir.av.tr

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir