TCK m. 158/4 ve Uygulama Alanları

Hesabını dolandırıcıların kullanımına açanlar için getirilen yarı oranında ceza indiriminin kapsamı, sınırları ve derdest dosyalara etkisi.

  • Kanun 7589 sayılı Kanun, m. 13
  • Kabul 16.07.2026
  • Resmî Gazete 31.07.2026 / 33326

Giriş

  • Halk arasında 12. Yargı Paketi olarak bilinen 7589 sayılı “Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, 16 Temmuz 2026’da TBMM tarafından kabul edilmiş; 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
  • Kanun’un 13. maddesiyle Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesine dördüncü fıkra eklenmiştir.
  • Fıkraya göre nitelikli dolandırıcılık (TCK m. 158) suçlarına iştiraki, ödeme aracını veya hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri başkasına vermekle sınırlı kalan kişilere verilecek ceza yarı oranında indirilir.

Yeni Düzenleme

7589 sayılı Kanun — Madde 13

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması hâlinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.”

Dolandırıcılık suçu nedir? (TCK m. 157)

Değişikliğe geçmeden önce, düzenlemenin hangi suç tipine ve hangi saiklerle getirildiği konusunda hatırlatma yapmak gerekir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitabının, “Malvarlığına Karşı Suçlar” başlıklı Onuncu Bölümünde yer alan 157. maddede, dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiştir. Kanundaki tanıma göre suç; hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak biçiminde tarif edilmiştir.

Somut olayda aranan unsurlar bakımından vurgulanması gereken noktalar şunlardır:

  • Hile: Fail, gerçeği olduğundan farklı yansıtan, aldatıcı davranışlarla mağdurda maddi gerçekle örtüşmeyen bir kanaat uyandırmış olmalıdır. Her yalan hile sayılmaz; davranışın aldatmaya elverişli olması aranır.
  • Aldatılan ile zarara uğrayan aynı kişi olmak zorunda değildir: Kanun “onun veya başkasının zararına olarak” demektedir. Aldatıcı beyanlara doğrudan muhatap olan kişinin bunlara inanıp yakınlarına aktarması sonucunda üçüncü kişilerin uğradığı zararlar buna örnek gösterilebilir.
  • Yarar sağlanmış olmalıdır: Yararın failin kendi malvarlığında doğması şart değildir; kanun “kendisine veya başkasına” yarar sağlanmasını yeterli görmüştür.
  • Manevi unsur kasttır: Hileli davranış suçun maddi unsuru içinde yer alır; failin bu davranışları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiş olması gerekir.

Dolandırıcılık Suçunun Nitelikli Halleri

Madde, yeni düzenlemeden sonra dört fıkradan oluşmaktadır:

  • Birinci fıkra, bu fıkradaki hallerde temel cezaya bir “artırım” uygulanması yerine, bağımsız ancak daha ağır bir ceza öngörülmüştür: Dini inanç, bilişim sistemleri, kamu kurumları veya mesleki güven gibi hususların kötüye kullanılmasıyla işlenen dolandırıcılıklara 3 yıldan 10 yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörülmekte iken kamu zararı, bilişim sistemleri, banka kullanımı, kendini kamu görevlisi olarak tanıtma hallerinde cezanın alt sınırı en az 4 yıl hapis ve suçtan sağlanan menfaatin en az iki katı adli para cezası olarak uygulanır.
  • İkinci fıkra, “kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak” başkasından menfaat temin eden kişinin birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılacağını düzenlemektedir.
  • Üçüncü fıkra, bu madde ile 157. maddede yer alan suçların üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek cezanın yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde ise bir kat artırılacağını öngörmektedir.
  • Dördüncü fıkra ise aşağıda ayrıntılandırılacağı üzere, dolandırıcılık suçuna iştirakin sadece banka veya ödeme aracı kullandırma eylemiyle sınırlı kalması halinde cezada 1/2 oranında indirim uygulanacağını öngörür.

TCK 158. Maddeye Yeni Eklenen 4. Fıkra

Yeni fıkra, halk arasında “IBAN dolandırıcılığı” olarak bilinen olgu bakımından getirilmiştir: “ek gelir”, “kısa vadeli kazanç” gibi vaatlerin etkisinde kalarak banka hesap bilgilerini dolandırıcıların kullanımına sunan kişiler, suça katkılarının ağırlığı ayrıştırılmaksızın TCK m. 158’in ilgili hükümleri uyarınca ağır cezalarla karşılaşmaktaydı.

Düzenlemeden önceki dönemde, suçun icrasında yalnızca kendi hesabını esas faillerin kullanımına açan, bir bakıma ara basamak olarak kullanılan kişiler; fiil 158. maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan “Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle” işlendiği için dolandırıcılığın temel şeklinden değil nitelikli hâlinden sorumlu tutuluyor; üstelik bu bent bakımından hapis cezasının alt sınırı dört yıl olduğundan, verilen hüküm faillerin cezadaki rolüyle açık biçimde orantısız kalabiliyordu. Bu durum kendilerine IBAN mağdurları diyen toplulukların üremesine ve toplumda münferit vakaların basına yansımasıyla kanaatimizce toplumda huzursuzluğa sebep olmuştu.

Kişinin suça dâhli yalnızca hesap bilgilerini vermekle sınırlı kaldığı durumlarda, dolandırıcılık kastının bulunmadığını mahkeme önünde ortaya koymak da güçtü. Sanık çoğu kez yalnızca suç işleme kastının bulunmadığını beyan edebiliyor; buradan hareketle ya suçun unsurlarının veya iştirak koşullarının oluşmadığı kabul edilerek beraat ya da cezanın belirlenmesinde lehe değerlendirme yapılması talep edilebiliyordu.

Bu güçlüğün somut görünümü şudur: kişinin kendi hesap bilgilerini veya tek kullanımlık SMS şifrelerini hangi vaatle ve hangi amaçla paylaştığı, süreç içinde karşı tarafın dolandırıcılık niyetinden haberdar olup olmadığı, hesabına giren ve çıkan paraların hangi amaca hizmet ettiğine inandığı gibi soyut olguların; mesajlaşma kayıtları, kamera görüntüleri, banka hareketleri gibi dolaylı delillerle ortaya konması gerekmektedir.

Uygulamadaki temel eleştiri de burada toplanıyordu. Suça katkısı hesabını ya da ödeme aracını vermekle sınırlı kalan kişinin, hileyi kuran ve mağdurla temasa geçen esas faille aynı ceza rejimine tabi tutulması; ceza sorumluluğunun şahsiliği, kusur ilkesi ve cezanın bireyselleştirilmesi (TCK m. 61 vd.) bakımından tartışılmış, adil yargılanma hakkı ve hakkaniyet ilkesine dayanan istinaf ve temyiz başvurularının artması kanun koyucuyu yeni bir düzenleme yapmaya sevk etmiştir.

Kanun koyucu bu fıkrayla, hesap bilgilerini veren kişilerin ceza sorumluluğunu ne tamamen ortadan kaldırmış ne de onları esas failden ayırmaksızın cezalandırmayı sürdürmüştür. Bu kişiler, hukuki güvenlik ilkesi kapsamında, fiillerinin ağırlığına uygun ve iştirak biçimlerine özgülenmiş bir indirim hükmüne kavuşmuştur.

TCK m. 158/4’ün kapsadığı fiiller

Kişinin suça katkısının yalnızca aşağıdaki hareketlerle sınırlı kalması hâlinde yeni düzenleme gündeme gelebilecektir:

  1. Kendisine veya başkasına ait banka ya da kredi kartı gibi ödeme araçlarını kullandırmışsa,
  2. Banka hesabının kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri, yani şifre veya işlem onayı için gerekli tek kullanımlık SMS bilgisini paylaşmışsa,
  3. Aracı kurumlar veya ödeme hizmeti sağlayıcıları nezdindeki hesabına ilişkin bilgileri paylaşmışsa,
  4. Kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdindeki hesaplarına erişimi ve kullanımı sağlayacak bilgileri paylaşmışsa.

İndirimin Uygulanabilmesi İki Unsur

Birincisi, iştirakin bu fiille “sınırlı” kalması gerekir. Kişi ayrıca mağdurla iletişime geçmiş, hileli davranışların kurgulanmasına katılmış, para trafiğini yönetmiş veya başka hesap sahipleri temin etmişse, katkı yalnızca bilgi ya da araç vermekten ibaret olmadığından fıkra uygulanmayacaktır.

İkincisi, fıkra “kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla” hareket edilmesini aramaktadır. Bu amaç ve iştirak kastı hiç bulunmuyorsa, kişi zaten fiilden sorumlu tutulamaz; sonuç indirim değil, beraat olmalıdır. Bu yönüyle 158/4, suçsuzluğu ispat eden kişiye değil, iştiraki sabit görülen ancak katkısı sınırlı kalan kişiye tanınmış bir imkândır.

Ayrıca hatırlatmak gerekir ki bu fıkra yalnızca dolandırıcılık suçuna ilişkindir. Aynı fiil bakımından suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (TCK m. 282) gibi başka suçların oluşup oluşmadığı ayrıca değerlendirilir.

Örnek 1

A, internet üzerinden verilmiş bir ilanla, ürün satışı yaparak komisyon alacağı bir sisteme katılır. Ödemelerin ve komisyonların kendi hesabı üzerinden işletileceği gerekçesiyle banka hesap bilgileri ve şifreleri istenir; A süreç boyunca kendisine gelen tek kullanımlık SMS şifrelerini de paylaşır ve hesabından geçen işlem hacmi üzerinden düzenli olarak komisyon alır.

Mahkeme, A’nın paraların kaynağını sorgulamadan menfaat karşılığı hesabını kullandırmayı sürdürdüğü ve iştirak kastının bulunduğu sonucuna varırsa, katkısı hesabını ve şifrelerini vermekle sınırlı kaldığından TCK m. 158/4 uygulanabilecektir. Buna karşılık A’nın dolandırıcılık faaliyetinden hiçbir biçimde haberdar olmadığı ve haksız bir menfaat de sağlamadığı kanaatine varılırsa, sonuç indirim değil beraat olacaktır.

Örnek 2

B, kripto varlık alım satımı yapacağını, ancak havale ve işlem limitlerine takılmamak için ek bir hesaba ihtiyaç duyduğunu söyleyerek arkadaşı C’den hesap bilgilerini ister; kazanç elde etmesi hâlinde komisyon vereceğini de ekler. C, işlemlerin gerçek niteliğini araştırmaksızın, komisyon beklentisiyle hesaplarını kullandırır.

Katkı hesabın kullandırılmasıyla sınırlı kaldığı sürece yeni fıkra gündeme gelebilir. Ancak C, mağdurlarla iletişime geçmiş ya da hesaplarına gelen paraların başka hesaplara aktarılmasını bizzat yönetmişse, fıkranın aradığı “sınırlı olma” koşulu gerçekleşmeyecektir.

Yargılama sırasında kişinin dolandırıcılık faaliyetinden haberdar olup olmadığı, sürece başka türlü bir katkı sağlayıp sağlamadığı ve haksız menfaat sağlama amacının bulunup bulunmadığı gibi unsurlar mahkemece ayrıca değerlendirilecektir. Yukarıdaki örnekler yalnızca kavramların somutlaştırılması amacıyla kurgulanmıştır.

Yargılamanın Aşamalarına Göre Kişi Nasıl Yararlanabilir?

a) Soruşturması veya kovuşturması devam edenler

Hakkındaki hüküm henüz kesinleşmemiş şüpheli ve sanıklar bakımından, lehe kanunun geçmişe etkili uygulanması ilkesi (TCK m. 7/2) geçerlidir. Suça katkısı yalnızca hesabını ya da ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişiler, koşulları varsa yeni fıkradan yararlanabilecektir. Mahkeme, lehe olan bu hükmü re’sen uygulamakla yükümlüdür; ayrıca bir talep şart değildir.

b) Dosyası kanun yolunda olanlar

7589 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre, bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemesine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak re’sen ilk derece mahkemelerine gönderilir. Böylece yeni fıkranın uygulanıp uygulanmayacağı, delilleri değerlendirme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesince karara bağlanacaktır.

c) İnfaz sürecinde olanlar

Aynı geçici maddenin (7) numaralı fıkrasına göre; TCK m. 158/4 yürürlüğe girmeden önce TCK m. 157 veya 158 uyarınca yargılanan, hükmü kesinleşerek infaz sürecine giren ve haklarında TCK m. 168’deki etkin pişmanlık hükümleri uygulanmamış hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderirlerse, TCK m. 168’in ikinci fıkrasındaki etkin pişmanlık hükmünden (cezanın yarısına kadar indirim) yararlanabilirler.

Geri verme veya tazmin sürecinde, mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar bu fıkra ileri sürülerek infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez.

Bu imkân, geçici maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olmakla birlikte kanun yoluna başvurulmadığı için maddenin yürürlüğünden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanabilir.

Uyarlama Taleplerine İlişkin

Uyarlama talebi; kişinin hüküm giymesinden sonra, cezanın infazı sürerken yürürlüğe giren ve hükümlü lehine sonuç doğurmaya elverişli yeni kanunun somut olaya uygulanıp uygulanamayacağının tespiti için yapılan, kendine özgü ve infaza yönelik sonuçlar doğuran tali nitelikte bir yargılama başvurusudur. Uygulamada bu talepler, hükmü veren mahkemece 5275 sayılı Kanun’un 98. maddesi çerçevesinde incelenir.

Buna karşılık hüküm henüz kesinleşmemişse yani dosya ilk derece, istinaf veya temyiz aşamasındaysa uyarlama yoluna değil lehe kanunun geçmişe etkili uygulanması ilkesine (TCK m. 7/2) dayanılır. Bu aşamada mahkemenin yeni yürürlüğe giren lehe kanunu re’sen uygulamakla yükümlü olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

Dolayısıyla TCK m. 158/4’ün uygulanması bakımından, yetkili mahkemece her dosya özelinde somut olaya ve dosya içeriğine yönelik ayrı bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Fıkranın “sınırlı olma” ve “haksız menfaat sağlama amacı” koşulları, uygulamada asıl tartışmanın yoğunlaşacağı noktalar olmaya adaydır.

Av. İsmail ÖZDEMİR  – Ece Dolunay DANIŞMAN

 

Av. İsmail ÖZDEMİR

Avukat İsmail ÖZDEMİR Ankara Barosuna kayıtlı 47280 sicil numarasıyla Ankara'da avukatlık faaliyeti göstermektedir.

https://ismailozdemir.av.tr

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir